Translate

Die Letzten Sieben Tage

Freitag, 21. August 2026

TANIKLIKLARIM- GERÇEK YAŞAMDAN ÖYKÜLER


BERLİNLİ   AYŞE
Ayşe, Berlin'de bir ana okulunda çalışan, yirmili yaşlarının sonunda, ufak tefek, ince,  esmer güzeli  Türk kökenli  bir Almandı.

Oturduğum Schiller Promonade semtindeki barların olmazsa olmazı gibiydi. Evime en yakın barda konserler organize ettiği oluyordu. 
Ayşe'yle tanışmamız işte bu konserlerden birinde oldu.

Erkek arkadaşı yoktu. Hiç uzun süreli bir ilişkisi olmamıştı. 
Ne ben nedenini sordum ne de o anlattı... 

Hiç kimsenin özel/dar alanına girmem. Anlatana da anlatma demem.

Bir gece yine bir barda karşılaştık. Artık bana güvenebileceğini düşünüyor olmalıydı ki bir-iki biradan sonra kendiliğinden anlatmaya başladı...

Ana okulundaki çocuklar, çocuk sahibi olma isteğine neden olmuştu.
Olmuştu da nedense kimseyle uzun ömürlü bir ilişki kuramıyordu. Niyeyse hep yanlış erkekleri seçiyordu.

Derin soluklarla  kesilen konuşması boyunca hem kendinden, hem hayatına giren erkeklerden yakınıp durdu.  Durumunu dramatize etmiyor, genel geçer bir dumdan, zamanın ruhundan söz ediyordu aslında.

Çevremde Ayşe'nin yakındığı şeylerden yakınan  çok erkek arkadaşım vardı. Onlardan da sık duyuyordum benzenzer şeyleri. Onlar da hep yanlış seçimden dertliydiler...

O geceden sonra Ayşe'yle epey bir süre görüşemedik. Sadece Fecebook üzerinden arada bir paylaşımlarını görüyordum.

Bir gün  Facebook'tan, akşam "Schillerpromonade Bar"da beğeneceğimi düşündüğü bir konser olacağını yazdı. 

O organize etmişti. Hayır demek olmazdı. Bitirmem gereken bir resim vardı ama konser zaten gece yarısı başlayacakmış. Gittim.

İçerisi oldukça karanlıktı. Buna rağmen Ayşe hemen yanımda belirdi. Beni oturdukları masaya götürdü. Masada  çalıştığı ana okulundan iki meslektaşı vardı. 

Dört kadın oturduk, Ayşe sık sık kulise gidip sahne alacak grupla ilgileniyordu.
Bu arada biz masadakiler yakınlaştık. Almandılar. En kısa zamanda atölyemi ziyaret etmek, çalışmalarımı görmek istiyorlardı...

Yine uzun bir süre görüşemedik Ayşe'yle, ta ki bir gün atölyeme gelene kadar.
Hamileydi! 

Her şey,  en son görüştüğümüz o gece kulise gidip gelirken başlamış. Sevindim, nihayet başarmıştı! Peki niye mutlu görünmüyordu?

Konserden sonra dışarda buluşmuşlar.  Ayşe'nin evine yürürken, adam pat diye ciddi bir ilişki istemediğini söylemiş! 

Olsun,  sen çocuk istiyordun zaten dedim.

O kadar basit değildi,  adam  hamileliğe şiddetle karşı çıkmış, onu spermlerini çalmakla suçlamış! 

Ne var yani, bu suçlama erkekler arasında modaydı!
O da öyle düşünüyordu ve herkes gibi o da  doğuracaktı.
 
Alman mıydı? Almanlaşmış Türklerden dedi. Böylesi durumlarda  hepsinin yaklaşımının aynı olduğunu, bunu benden iyi bildiğini,  ama eğer böyle düşünmek rahatlatıyorsa düşünebileceğini söyledim.

Neyse neydi. Bana geliş nedeninin bu olayla hiç ilgisi  yoktu zaten.😁 

Sırt çantasından 30cm. çapında, iki cm. kalınlığında bir ağaç kesiti çıkardı.
Buna portresini yapmamı istiyordu! Kesitin her iki yüzeyinde de derin hızar dişi izleri vardı,  bu izleri gidermesi gerektiğin söyledim. Böyle yapamaz mısın? dedi. Yaparım yapmasına da yaparken beni, bakarken de seni yorar dedim.

Ben yorulmam , sen de yorulma, nasıl olursa olsun kabulüm dedi.
Birkaç gün sonra arayıp portresinin bittiğini söyledim. Çok sevindi ve beni  Kreuzberg'deki bir konsere davet etti. Akşam on gibi gelip beni atölyeden alacaktı.

Dediği saatte kaçıncı el olduğunu anlamakta zorlandığım bir Mercedes'le geldi. Karnı iyice belirginleşmişti.  Oğluna hazırlık yapıyordu. Araba da bunun bir parçasıydı. 

Yol boyunca doğumdan, sonrasında yapacaklarında söz etti. Tek istediği oğlunun gözlerinin babasına benzemesiydi. Dert etmemesini, büyük olasılıkla benzeyeceğini söyledim.  Öyle de oldu!😎 

Konser salonu küçük olduğu için çok kalabalık görünüyordu. Barın etrafında üç-dört insan çemberi vardı. Ayşe bir elinde bira, diğer elinde alkolsüz  kokteyle düşündüğümden çabuk döndü bardan. Tam birayı  yudumlayacakken  koluma dirsek attı. Ne oluyor diye baktım. Başıyla, kaşıyla, gözüyle,  orta boylu, sağlam yapılı, başında kasket olan kumral adamı, onca insan arasında görmemi sağladı. 

Anlaşılan Ayşe onun takıldığı yerlere takılıyordu. Demek hala bir umudu vardı...
Hayır canım! onunla karşılaşacağını nereden bilsindi!...
...
Ayşe'yi spermlerini çalmakla suçlayan bu çekik gözlü bir gecelik sevgiliyi  gözlemlerken kendime, bir gün  bir oyuna, bir öyküye, bir resme konu yaparsın sen bu "sperm hırsızlığı"nı dedim. Dedim ama öykü ne yazdırdı ne çizdirdi kendini. Sonunda unuttum gitti...

Yıllar sonra dün,  Fecebook 'ta bu çalışmamla karşılaşınca,  bilgisayarın başına geçtip, blogumu açtım ve  bir çırpıda yazıp yayınladım... 🎉🥳
                                                                             💥

Keine Kommentare:

Kommentar veröffentlichen